TUNA’NIN İNCİSİ; BUDAPEŞTE
Budapeşte’yi ikiye bölen Tuna, belki de geçtiği hiçbir şehre buradaki kadar anlam katmıyor. Bence bizim için boğaz neyse, Budapeşte içinde Tuna o. Şehir hepinizin bildiği gibi buda ve peşte kısımlarından oluşuyor. Buda tarafı tarihini korumuşken, Peşte tarafı daha modern ve günümüze uyum sağlamış. Ben size anlatırken de buda ve peşteyi ayrı ayrı anlatacağım. Öncelikle burada sadece 1,5 gün kaldım o sebeple performansımı tam sergileyemedim anca bu kadar oldu : )
Para birimleri Forint (HUF). Ben gitmeden önce biraz almak istedim ama İstanbul’da bulamadım. Euro ya da dolar alırsanız sorun yaşamazsınız, her yerde döviz büroları var. 1 euro yaklaşık 300 Forinte eşit. Budapeşte çok güzel bir şehir, bayılacaksınız ancak güvenli değil. Pasaportlara çok dikkat edin derim. Ulaşım için bilet almanızda yarar var, evet binerken bakmıyorlar ama içeride kontrol oluyor. Viyana’yı anlatırken bahsettiğim başıma gelen acıklı olayı burada yaşadım. Karşınızda, gecenin köründe vardığı Budapeşte’de, sabahın köründe bilet bulamadan trene binip, kontrole yakalanmış ve ne kadar dil döküp, ağlak yavru kedi bakışı atsa da memur bayanı ikna edemeyip 30euro ceza ödemiş biri var. Acım büyük. Konuyu hemen kapatıyorum. : )
Yukarıda saydığım minik olumsuzluklara rağmen, kesinlikle görmenizi tavsiye ediyorum. Gidin ve deli gibi gezin : )
BUDA TARAFI GEZİLECEK YERLER
a-Buda Kalesi: 13.yy da inşa edilen kale, kral Matthias döneminde genişletilmiş. İkinci dünya savaşında ağır tahribat görmüş. Buda tarafının büyük bir kısmını kaplıyor zaten görmemeniz imkansız. Buraya en kolay ulaşım bence füniküler.
b- Gellert Tepesi: Gezinize buradan başlamanızı tavsiye ederim çünkü tüm Budapeşte ayaklarınızın altında. Gece giderseniz de, şehir ışıklar altında olduğundan manzara ayrı muhteşem. Bu arada Macaristan’daki en yüksek elektrik faturası Budapeşte’ninmiş : ) güldüm ama şaka yapmıyorum onca köprünün aydınlatılması zor iş.
c- Gül Baba Türbesi: Ben buraya gitmedim ama hikayesini biliyorum, bilmeyenleriniz içinde kısaca anlatmış olayım. Gül baba, Osmanlıda çok sevilen bir Bektaşi dervişiymiş. Benim öğrendiğim kadarıyla, Kanuni Sultan Süleyman, Budin seferinde Gül babayı da yanında götürür. Budin alındıktan sonra Gül baba oraya yerleşir ve geri dönmez. Budin halkı da en az Osmanlı kadar sevmiş Gül babayı. Adı neden mi Gül baba? Sarığında hep bir gül olurmuş, adını da buradan almış.
Buda tarafı için sadece üç yer yazmış gibi görünsem de, bu yaka tarih bakımından oldukça zengin. Osmanlıdan kalma birçok hamam bulabilirsiniz ki içlerinin muhteşem olduğunu duydum. Bunun dışında Atatürk yolu ve Türk sokaklarını da gezebilirsiniz. Bir de Margit adası var ama Budapeşte’de gezilecek o kadar yer varken ve vakit de azken adaya gitmek istemedim açıkçası. O sebeple kararı sizin vaktiniz belirlesin derim. Son olarak, hamamlara mutlaka girin, ben giremedim içimde kaldı.
PEŞTE TARAFI GEZİLECEK YERLER
a-Parlamento Binası: Peşte’de görmeniz gereken ilk yerlerden biri diyebilirim. Tamamlanması 1900 lü yılların başında olmuş, devasa bir yapı. Belli dönemlerde içine girebiliyorsunuz, giriş ücretli, ayrıca bildiğim kadarıyla içeride sizi gezdirecek ve tarihçesini anlatacak turlar da var dilerseniz alabilirsiniz ama bence gereksiz.
Binanın ön kısmına geçmek biraz zor o sebeple tekne turu yaparsanız ön cepheden bir fotoğraf çekebilirsiniz. Hatta bunu gece yaparsanız süper olur çünkü bence bu şehir gece daha güzel : )
b-Aziz Stephen Bazilikası: İsminden de anlaşılacağı gibi, adını Macaristan’ın kralı Stephen’dan almıştır. Bazilikanın üst katına asansörle çıkıp panoramik fotoğraflar çekebilirsiniz. Ben gittiğimde aşırı uzun bir sıra vardı, beklemedim. Ayrıca konserler de veriliyor, sitesinden takip de edebilirsiniz. İçi çok büyük ve etkileyici, dışı zaten muhteşem. Kilise orgu dinletisine de denk gelirseniz tadından yenmez.
c-Opera Binası: Dünyanın en gösterişli ve en müthiş akustiğine sahip binalarından bir tanesidir. Tamamlanması ve halka açılması 1884 yılında olmuş. İçine giriş ücretli. Dilerseniz opera binasını hem gezdiren, hem de tarihçesini anlatan turlara katılabilirsiniz ama benim bu konudaki düşüncemi biliyorsunuz : ) kendiniz gezin ve okuyun, her şeyi İngilizceye çevirmişler zaten. Binanın üzerinde bulunan heykeller, ünlü Macar bestecilere ait. Burada opera dinletisine katılmak isterseniz gelmeden önce rezervasyon yapmanız lazım. Yanlış hatırlamıyorsam Opera, Haziran-Eylül ayları arasında aktif şekilde devam ediyordu.
d-Balıkçılar Tabyası: Balıkçıklar loncası için yapılan bu muhteşem yapı, Mattias kilisesinin hemen önünde bulunuyor. Genel olarak manzarası müthiş ama özellikle karşı çaprazında kalan Parlamento binasının fotoğraflarını da buradan çekebilirsiniz. İçeride, Hristiyanlığı benimseyip, Macaristan’ın resmi dini olarak kabul eden Aziz Istvan’ın at üzerinde bir heykeli var. Tabyada bulunan yedi burcun Macaristan’ı oluşturan yedi soyu ifade ettiği söyleniyor.
e- Terör Müzesi: Öncelikle içeri girmedim bunu belirteyim. Girmeme sebebim vakitsizlik değil. Kapıda sohbet ettiğim görevli bayan, bana İçeride çok üzüleceğimi söyledi. Burası 1940 lı yıllarda nazi partisinin ana binası olarak kullanılmış. Bodrum katında da tahmin edeceğiniz üzere, hücrelerle dolu bir hapishane varmış. Komünizm ve nazi katliamları sonunda ölen ve kimliği belli olan bazı insanların fotoğrafları binanın dış kısmında sıralı şekilde var. Ben Avusturya’nın da geçmişte benzer şeyler yaşadığını söylediğimde, karşımda, bana kendi ülkelerinin acısının çok daha derin olduğunu söyleyen bir kadın vardı. Onun için ve halkının yaşadığı acı için gerçekten çok üzgün olduğumu ifade ettim. Ceset fotoğrafları ya da işkence stilleri görmeye meraklı olmadığımdan içeriye girmedim. Meşhur Andrassy ut caddesi üzerinde bulunuyor burası. Gidip görmek isterseniz de karar sizin.
f- Gresham Sarayı: Zincirli köprüye yüzünüzü döndüğünüzde, saray arka tarafınızda kalıyor. 1900 lü yılların başında inşası tamamlanan saray, günümüzde oldukça pahalı bir otel olarak kullanılıyor.
g-Güzel Sanatlar Müzesi: Kahramanlar meydanında bulunuyor. Macar tarihi hakkında bilgi almak isterseniz mutlaka ziyaret etmelisiniz. İçeride farklı bölümler var, hangisi ilginizi çekerse ona girersiniz. Giriş ücretli. İçeride şirin bir kafe de var.
h- Vajdahunyad Kalesi: Dış görünüşü beni çok etkilemişti çünkü filmlerden çıkmış bir yer gibi. Ben karşımda atına binmiş bir prens ya da süvari görsem şaşırmazdım hemen benimserdim : ) Burası, Kahramanlar meydanının arkasında bulunan parkın içine yapılmış bir av müzesi. Önceleri tarım müzesi olarak da kullanılmış fakat içerisinde her ikisine de ait görebileceğiniz eserler var diye biliyorum. Giriş ücretli
ı- Kahramanlar meydanı: Resmi törenlerin ve kutlamaların yapıldığı kocaman bir meydan. Meydanın ortasındaki anıt, Binyıl anıtı. Bin yıldır bu topraklarda yaşamalarının şerefine dikilmiş bir anıtmış. Altında bulunan heykeller ise ulusal kahramanlarının anısına yapılmış. Arka kısımda sıralı şekilde gördüğünüz heykeller ise en önemli liderlerine ait.
j-Zincirli köprü (Aslanlı Köprü): Budapeşte’de 9 tane köprü var, tabi ki hepsini gezemedim ama en çok bu köprüyü sevdim. Gece olunca tüm köprüler aydınlanıyor ve sanki bir mücevher gibi Budapeşte’yi süslüyorlar. ikinci Dünya savaşı sırasında zarar gören yapılardan biri de bu köprü. Aslına uygun şekilde restore edilmiş iyiki de edilmiş.
Macaristan genel olarak geçmişine çok saygılı ve geçmişiyle hala derin bağlar içinde bulunan bir ülke.
Şimdi bu kadar gezdin de hiç eğlenmedin mi diyecek olursanız, ben gezerken eğleniyorum zaten : ) Benim çok clup-pub-pavyon hayatım yok : ) ancak bu tarz bir yerde eğlenmek isterseniz Budapeşte tam yeri. Orta Avrupa’daki en iyi gece hayatı Budapeşte’de diye duymuştum. Ben sadece ice bar adında bir buzdolabına gittim : ) Vaci utka caddesini teee sonuna kadar yürüdüm. Caddenin başındaki bir dükkandan bileti aldım, mekan da üst katta sanarak. Ancak 1km falan yürümüşümdür.
Ice bar küçük bir buzhane. İçeri girerken kalınca bir pelerin veriyorlar ancak benim üzerimde elbise vardı : ) içeride buzdan shot bardağı ile seçtiğiniz bir içkiyi ücretsiz içebilirsiniz sonrası ücretli. Uzun kalmak istiyorsanız çok kalın giyinip gitmelisiniz ya da benim gibi ince giyerseniz 5dk durur, donmuş sümüklerle çıkarsınız.
Budapeşte sokaklarından ve parklarından bir kaç kare. Bakınca mutlu olun ve gidin gezin diye koyuyorum bana kızmayın : )
son olarak size bir de Yunus Emre vakfından söz etmek istiyorum. Ben tesadüfen denk geldim ama iyi de oldu. Bu vakıf bir çok Avrupa ülkesinde varmış. İlgilenenlere ücretsiz Türkçeyi ve Osmanlıcayı öğretiyorlar. Çalışanları ağırlıkta Macar’dı ama Türkçeyi gayet iyi konuşuyorlardı. Dil eğitimi dışında güzel sanatlarımızı da öğretiyorlar, sonrasında da sergileyip satıyorlarmış. Finansmanı, sergi kazançları ve devlet desteği ile oluyormuş. Yabancı bir ülkede, kendi ülkenize ait bir kuruluşun olduğunu bilmek iyi bişey diye yazıyorum. Başınız sıkıştığında giderseniz yardımcı olurlar, sıkışmadan giderseniz de benim gibi çaylarını çorbalarını içersiniz.




































