BUZDAN ŞEHİR KIEV
Ukrayna’nın başkenti olan bu güzel şehir, aynı zamanda Ukrayna’nın en büyük şehri. Şehrin ortasından geçen Dinyeper nehri ise şehre ayrı bir güzellik katıyor. Kiev’e giderken aklımda Çernobil felaketi ve ikinci dünya savaşının halk üzerindeki etkilerini vardı. Her şey unutulmuş muydu? Şehre gittiğimde gördüm ki yaşadıkları hiçbir felaketi unutmuyor ve yeni nesillerin de unutmamasını sağlıyorlar. Türkiye’de ise gezdiğim pek çok müzede Türk çocuklarını değil de Japon turistleri görmek, beni üzüyor. Daha çok gezen, daha çok okuyan bir nesil gelir ardımızdan inşallah. İkinci dünya savaşının en derin yara açtığı yerlerden biri Ukrayna. Kalbinize çok dokunacak, keder dolu bir savaş müzeleri var. Ben Avrupa’nın hiçbir yerinde bu türlü müzelere girmiyordum, nedeni aşikar, burası ilk ve son oldu. Çok fazla çocuk vardı, özellikle getirip, olan biteni yordamınca anlatıyorlar. Sizlere gidin ya da gitmeyin demeyeceğim, savaşın kanlı ve korkunç yüzünü hatırlamak isterseniz, en doğru yerlerden biri.
Biraz da güzel şeylerden bahsetmek gerekirse, öncelikle feci soğuk bunu bi kabul edelim : ) Benim gibi kış mevsiminde gidecekseniz, -17/-18 gündüz sıcaklığına hazır olun derim, yaz mevsimi ise çok kısa sürüyormuş. Çok temiz, küçük, ucuz ve iyi insanların olduğu bir şehir. Kadın sayısı, erkek nüfusuna göre fazla. Nedeni tabi ki savaş. İngilizceleri fazla yok ama zorluk çekmezsiniz, zor olsa da, bi şekilde size yardımcı oluyorlar : ) Para birimleri Grivna. Ben gittiğimde, 100 Grivna yaklaşık 4Usd idi, şu an ne durumda bilmiyorum. Eğer sadece Kiev’in merkezini gezecekseniz iki gün yeterli olur bence. Haydi gezmeye başlayalım!
1-LAVRA MANASTIRI: Lavra kelime anlamı olarak kompleks yapı anlamına geliyormuş, bu manastır da aynen öyle. Üst ve alt kısım olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Üst tarafta 12, alt tarafta 6 kilise var. Ortodokslar burada hacı oluyormuş. Alt kısımda rahiplerin mumyaları bulunuyor ve mumyaların olduğu tabutları çok kutsal gördüklerinden eğilip öpebiliyorlar, koridor dar olduğundan biraz beklemeniz gerekebilir.
Üst kısımda ise şifahane, mikro minyatür müzesi, üst katına çıkıp panoramik fotoğraf çekebileceğiniz kule gibi birçok yapı var. Bunlardan bazıları ücretli.
Bir de, dediklerine göre, mumyaların olduğu alt tarafı gezmeden önce, elinize bir mum alıp yakar ve yol boyunca sönmesine izin vermezseniz, kalbinizden geçen her şey gerçek olurmuş. Ben denedim, henüz olmadı ama hala umudum var, bekliyorum : )
2- AZİZ MICHAEL KATEDRALİ: Adı St. Michael olsa da, benim için buranın adı Mavi katedral. Çok güzel bir katedral. Renginden midir, nedir bilmem, çok huzur verici geldi bana. Barok mimari kullanılmış. İlk yapım yılı için 12. Yüzyıl demişlerdi ama o zamanlarda bu kadar büyük değilmiş, zaman içinde genişletilmiş ve bu gördüğünüz hali almış. Ben çok beğendim, eminim siz de keyif alacaksınız mutlaka görün derim.
3- AZİZ ANDREW KİLİSESİ: Tadilattaydı içine giremedim ama dıştan da muhteşemdi. 1700 lü yıllarda yapılmış, pek çok tadilat geçirmiş ama hala taş gibi, tüm heybeti ile karşılıyor sizi.
Klasik soğan kubbe, bu bölgeye has işlemeler ve renkler kullanılarak, barok tarzda yapılmış tam bir kuzey Avrupa kilisesi.
Bu kiliseye çıktığınız yol, aynı zamanda Kiev’in turist çarşısı. Ağırlıklı olarak yöresel hediyelikler satılıyor. Ben bi Matruşka almıştım buradan, tavsiye ederim. Fiyatları fena değil, pazarlığa da açıklar. Bir çarşı da yer altında var, orası azıcık daha ucuzdu. Özgürlük meydanının karşısındaki avm’nin altına inince, yeraltı çarşısı sizi kucaklamış oluyor. Sonrası mı? Fazla abartmayın, kendinize mukayyet olun : )
4- SAVAŞ MÜZESİ VE VATAN ANA: Niye girdim bende bilmiyorum. Hayatımda hiçbir müzeyi gezmek bana bu kadar acı vermemişti gerçi Ortadoğu’daki savaşı anlatan bir müze henüz yapılmadı. Müze duvarları, o yıllarında ölen insanların fotoğraflarıyla dolu. Savaş dünya üzerindeki en mantıksız, en yıkıcı, en merhametsiz şey. Aslında savaş sadece ölen insanın davası değil yani demek istediğim, geride kalanlara da pek yaşıyor denmiyor. Ben burada içinizi çok kanırtmayacak birkaç fotoğraf paylaşıyorum. Dilerim dünya barışı çok gecikmeden gelir.
Vatan ana heykeli ise tam da bu müzenin bahçesinde. Savaşta ölenlerin anısına dikilmiş devasa bir anıt. Müzeye girmek için Vatan ana heykelinin önünden geçiyorsunuz, tüm bahçe savaş yıllarından kalma araçlarla dolu, erkekler genelde o araçların üzerine falan çıkıp fotoğraf çektiriyor, bense hızla uzaklaştım. Giderseniz gezin, yanınıza peçete almayı unutmayın.
5-ÖZGÜRLÜK MEYDANI: Ben Kiev’e Ocak sonu gibi gittim, kesinlikle pişman değilim. Bunu pek inandırıcı bulmayabilirsiniz : ) sebebi bu meydan. Ben ne zaman kar yağsa hemen dışarı çıkarım, karda yürümek bana çok büyük bir keyif verir. Kiev’de bulunan bu meydana gittiğimde hava güneşli, -17 dereceydi ve harikulade bi şekilde gökten kristal yağıyordu. Nedenini, nasılını bilmiyorum, havadaki nem dondu, o oldu, bu oldu, bilmem ama üzerime çok parlak milyarlarca kristalin yağması ve bu olaya tanıklık etmek beni çok ama çok mutlu etti. Kaydetmek istediğim anda kendimi, yanıma gelen bu tombalakla dans ederken buldum : ) Kristal yağmuru insanları bi hoş ediyor olabilir : ) Eğer Kiev’e tekrar gidersem, yine aynı zamanda gideceğim. Benimle gelmek isteyen olmaz diye tahmin ettiğimden sizlere hiç teklif etmiyorum : )
Meydana gelince, burası, Kiev’in en önemli meydanı. Meydan’da ayrıca Kiev’in kurucularının heykeli de bulunmakta ki Kiev’in kurucularının benim daha çok beğendiğim bir başka heykeli daha var. Fotoğrafını aşağıda paylaşacağım. Kısacası, bir ayaklanma, bir olay çıkacaksa adres, Özgürlük meydanı : )
6-DINYEPER NEHRİ (DNIPRO): En uzun nehir. Kış mevsiminde tamamen donuyor ama Kiev haklı krizi fırsata çeviriyor. Nasıl mı? Üzerine oturup balık tutuyorlar. Bazen buzun kalınlığını hesaplayamadıkları da oluyormuş. Maalesef ki buzlu nehir her yıl onlarca kişinin canını alıyormuş.
Nehrin üzeri ve kenarı o kadar çok esiyor ki, kendimi onların yerine koyduğumda, buzlu suya düşüp ölmesem bile, zatürreden kesin ölürdüm. Yazınsa tekne gezintileri yaparak bu güzel nehrin tadını çıkartıyorlar.
Size yukarıda bahsettiğim Kiev’in kurucularına ait diğer anıt, tam da bu nehrin kıyısında. Bu anıtta gördüklerinizden biri, Kiev’e adını veren Kyi, diğerleri ise kardeşleri. Anıtın yanında bir de dilek ağacı var ki, bu sebeple olsa gerek, çok fazla gelin damat da buraya gelip fotoğraf çektirirmiş.
Şimdi gelelim en tatlı kısımlardan birine, bahsedeceğim tabi ki gece hayatı değil : ) Ne yenir, ne içilir konularına biraz değinecek olursak, et ağırlıklı besleniyorlar, meşhur bir çorbaları var, adı Borş. Etli ve ekşimsi bir çorba, ben tadını fazla beğenmedim ama yöresel bir çorbaymış bu ve yiyenler genelde seviyorlar, o sebeple deneyin derim. Ancak çoğunlukla domuz etinden yapılıyormuş, benim gittiğim bu restoranda domuz eti kullanılmamıştı, eğer domuz eti yemiyorsanız, çorba siparişi vermeden önce sorun derim.
Tombiş Pampuhski ekmekleri var, fotoğrafta gördüğünüz gibi hazırlanıp geliyor. Ortasında yağ, sarımsak ve baharatlarla hazırlanmış bir sos var, çok lezzetliydi, ben sevdim
Kuzey ülkelerinde ağırlıkta votka tüketiliyor, Kiev’de de meyve aromasından tutun da, ballısına kadar çok çeşitli votkalar vardı. Ben gittiğim bu restoranda, alkolsuz ve yöresel olan Uzvar ve Mors adında meyvelerden yapılmış içecekleri denedim. Mors’u daha çok sevdim çünkü en sevdiğim meyveden, çilekten yapılmıştı : ) başka kırmızı meyvelerde vardı tabi. Bunları da mutlaka tadın.
Gelelim tatlılara, iki yöresel tatlı denedim, ikisi de muhteşemdi, yemeden sakın gelmeyin. İlki Medovik, çok ince hamurdan yapılmış, hafif bir tatlı. Giderseniz bana da getirin çok özledim : (
Diğeri ise Napoleon. Bu da oldukça hafif ve lezzetli bir tatlıydı. Biraz baklavayı anımsattı bana, çıtır çıtırdı.
Kiev sokaklarından paylaştığım bazı fotoğraflarla iştahınızı gıdıklayarak, bu yazıma da son veriyorum : )






































