RENKSİZ BAŞKENT, BRÜKSEL
Tamam, Brüksel Belçika’nın başkenti ama Brugge olsaydı nolurdu : ) Şaka bir yana ben Brüksel’de acık sıkıldım. Yani bana sorsalardı kesin Brugge başkent olsun derdim ama sormadılar : ) Şehri biraz anlatmak gerekirse elbette Brugge’dan çok daha büyük bir şehir. Kuzey ve Güney Brüksel olarak ayırmışlar şehri, bi de merkez bölgesi var. Ben kuzey tarafta kalmıştım, ertesi gün Brugge’a gidecektim ve otobüsüm güney taraftaydı, yürüyerek gidebilmiştim ama biraz sürmüştü : ) Ülkede üç farklı dil konuşuluyor. Bunlar, Almanca, Fransızca ve Felemenkçe. Ağırlıkta Fransızca konuşuluyor. İngilizce de biliyorlar, zaten çok fazla turist var, dil sorunu yaşamazsınız. Para birimleri tabi ki Euro. Pahalı bir şehir. Her zamanki gibi en sevdiğim yerleri sizlerle paylaşıyor olacağım. Buraya bence eeennn fazla 1,5 gün, hadi bilemediniz 2 gün ayırın, Gent ve Brugge’a gidin. Bana güvenin bu biblo şehirleri daha çok seveceksiniz : ) Haydi başlayalım.
1-KARİKATÜR MÜZESİ: Çocukluğumuzun en popüler çizgi film kahramanlarından bazıları, Belçika vatandaşı : ) ve artık biliyorsunuz ki ben çizgi filmleri ve çizgi film kahramanlarını çok ama çok seviyorum. Brüksel’e ayak basar basmaz gittiğim ilk yer burası oldu. İçeride, Ten Ten, Red Kit, Şirinler, Marsupilami, Asterix, Spirou ve Fantasio gibi birçok sevilen karakterin oyuncaklarını bulabilirsiniz. Ben buradan bişey almadım çünkü fiyatları abartı yüksekti, Grand Place’ın hemen girişinde bulunan Tenten store’dan minik bir alışveriş yaptım, size de tavsiye ederim. Fiyatları daha makul ama valla çoluğunuz çocuğunuz varsa bu iki yere de girmeyin, benden söylemesi : )
2-GRAND PLACE: Brüksel’in en önemli meydanı burası. Bu meydana ilk inşa edilen belediye binası olmuş, ardından da görmüş olduğunuz diğer binalar, belediye binasının ihtişamına uygun olarak yapılmış. Bi de güzel havalarda bu meydana çiçek pazarı kuruluyormuş ve meydana birazcık yukarıdan bakıldığında, sanki çiçeklerden bir halı serilmiş gibi görünüyormuş. Ben kışın gittiğim için ne halı, ne de çiçek göremedim, sizlere bahar mevsiminin, güneşli bir gününde gitmenizi tavsiye ederim. Özellik Mayıs ayı süper olur ki benim de en sevdiğim aydır. Şimdiden iyi eğlenceler.
3- HOTEL DE VİLLE: Gotik tarzda yapılmış, beni ilk gördüğümde çok heyecanlandıran, çok güzel bir yapı. Sanırım 13. yüzyıla ait. Kulenin üzerinde aziz ve soyluların heykelleri var ki bence mimarisindeki etkileyiciliği çok artırmış. Kraliyet ailesinin düğün derneği için kullanılıyormuş. Meydana vardığınızda zaten fark edeceğiniz ilk yapı.
4-NOTRE DAME DE LA CHAPELLE: Kendisi çok şirin bir Katolik kilisesidir. Yapım yılı 1100 lü yıllara dayansa da, yangın ve bazı terör olaylarına maruz kalıp zarar görmüş olsa da, taş gibi karşımızda duruyordu. Gitmişken görün derim.
5-MANNEKEN PİS (İşeyen çocuk): Neden Brüksel’in en görülesi, gezilesi yerleri arasında olduğunu hiç anlamadığım ve anlamayacağım bir heykel. Hakkında anlatılan süper saçma hikayeler var, beni en çok güldüren hikaye ise, çıkan büyük bir yangını, bu veledin işeyerek söndürmüş olmasıydı : ))) hala gülüyorum. Sinirlerim bozuldu : )))
Bi de, özel günlerde bu heykele, o güne uygun kıyafetler giydiriyorlar, örneğin Christmas zamanında noel baba kıyafetini giydiriyolar ve işemeye o şekilde devam ediyor gibi : ) Gitmişken görün de çok bişey beklemeyin, ben de buraya sorarsınız diye yazdım, valla tek amacım buydu : ) Civarında bir dolu hediyelik ve waffle dükkanı var, renkli bir sokak. Bir de ben adının ne olduğunu bilmediğim bu ağaç ile karşılaştım, o kadar güzeldi ki hemen sarıldım, kışın ortasında bu kadar çiçekli olması beni çok şaşırttı, umarım denk gelirsiniz.
6-MORT DER ARTS: Şehre dair güzel fotoğraflar çekebileceğiniz yükseklikte bulunan bir park. Yine bahar döneminde daha renkli oluyormuş. Hemen sağ tarafında devasa bir de saat var. Bu bina ise, iş adamlarının toplantı noktasıymış
7- GALERI ROYAL (GALERIES ROYALES ST. HUBERT): Yapımı 19.yüzyılda tamamlanmış, tavanı camdan, upuzun ve çok şık bir pasaj. Etrafa bakınmaktan zor yürümüştüm, tüm dükkanlar çok şirindi, ne ararsanız bulabileceğiniz bir pasaj, çok çeşitli dükkanlar var. Benim en çok dikkatimi çeken dükkan, camlarında perilerin olduğu dükkandı. Çiçek perisi çok fazla yapılıyor, sanş getirdiğini düşünüyorlar, ben hemen inanırım böyle şeylere, tabi ki bi tanecik aldım, siz böyle şeylere inanmasanız bile çok güzel bir hediye almış olursunuz kendinize : )
8-ST. MICHAEL VE ST. GUDULA KATHEDRALİ: Brüksel’deki en kutsal dini yapılardan biri. Yapım yılı 12. Yüzyıla dayanan, gotik mimarinin güzel bir örneği. Çok güzel vitraylar var. Kraliyet ailesinin tüm özel günleri, bu kilisede gerçekleşiyormuş. Görmenizi tavsiye ettiğim yerlerden biri.
9-BORSA BİNASI: Belçika finansının kalbi : ) 1800 lü yıllarda yapılmış güzel bir bina. İtalyan mimarisine benziyor. Ben gittiğimde ziyarete kapalıydı, şansımı da zorlamadım açıkçası ama şu an ne durumda bilmiyorum, gittiğinizde kontrol etmenizde yarar var.
10-NOTRE DAME DU SABLON: Mimari olarak Paris’ deki Notre Dame‘ a benzettim. Küçük ama etkileyici heykellerle süslenmiş bir kilise. 48 Heykel olduğunu söylemişlerdi, seveceğinizi düşünüyorum.
11-ST. JACQUES SUR COUDENBERG KİLİSESİ: Yapımına 1700 lü yıllarda başlanmış, Katolik bir kilise. Merkeze yakın bir konumda bulunuyor, bisikletiniz varsa çok kısa bir sürede gidebilirsiniz. Görmeniz gereken yerlerden biri.
Şimdi, yukarıda anlattığım bu yerlerin dışında, Atomium ve onun yakınındaki Miniatürk benzeri olan Mini Europe parkını da gezebilirsiniz. Benim otobüs saatim uymadığından ben gidemedim ama tavsiye ediyorum mutlaka gidin.
Ne yenebilir konusuna gelince, ağılıkta deniz ürünleri var ki ben hiç sevmem, ama seveni boldur, o sebeple Belçika mutfağını seversiniz. Ben İtalyan restoranlarını seviyorum, İtalya’daki gibi olmasa da makarnaları fena yapmıyorlar : ) Patates kızartması çok fazla satıyorlar, en az beş yerde gördüm, kağıttan külahların içine soslayıp dolduruyorlar, deli gibi de yeniyo. Porsiyonları çok büyük, canınız çeker de yemek isterseniz en küçük külahı seçin, iki kişiye rahatlıkla yeter. Bu arada meşhur Belçika waffle’ını hiç beğenmedim, size şöyle tarif edeyim, yumurta kokulu, kalınca dikdörtgen bir kek, üzerinde sadece kremşanti sıkıyorlar, onun üzerinde ise meyve ve çikolata sosu dökülüyor. Görüntüsü güzel, çünkü çileği neyin üzerine koysanız harika görünür ama tadı hiç de güzel değil, ondan alacağım kaloriyi gider mis gibi çikolata yer ondan alırım dedim, gittim yedim, size de tavsiye ederim : ) Çikolataları gerçekten muhteşem, hepsini tatmalısınız çünkü buralarda o çikolatalardan ve şekerlemelerden bulamazsınız. Kısacası Brüksel, bi kere gidip sonra bi daha özlemeyeceğiniz bir şehir.
























