SABAHLAR OLMASIN! AMSTERDAM
Hollanda’nın başkenti olan bu güzel şehir, bir zamanlar Amstel nehrinin kıyısına kurulmuş bir balıkçı köyüymüş. İnsanlar yer sorunu yaşadıklarından teknelerde konaklarlarmış, gerçi hala alan sıkıntısı yaşıyorlar, bu sebeple de kanal çevresinde genişletme yapılıyor. Tüm şehri, kiraladığınız bir bisiklet ile gezebilirsiniz ki zaten birçok insanın bunu yaptığını göreceksiniz. İnsanlar okul ya da işlerine bisikletleriyle gidiyorlar. Çok rahat bir şehir burası. Her yer kanal olduğundan Venedik’i anımsattı bana. Para birimleri Euro ama Paris kadar pahalı bir yer değil. Fiyatlar gayet makul. Meşhur evleri birbirlerine benzese de dikkatli bakarsanız, aslında pek de benzer değiller. Yapımlarında yetmiş farklı taş kullanılıyormuş. Mimarileriyse oldukça benzer. Şimdi bazılarınızın merak ettiği konulara gelirsek : ) waffle ları hiç güzel değil : ) tamam tamam her coffee shop ta kek bulabilirsiniz ve redlight çok da güzel bir sokak değil : ) keki kesinlikle tavsiye etmiyorum, zaten el kadar bir de kağıt veriyorlar ki uyarılarla dolu. Redlight’a gelince, ben hayatım boyunca böyle bir sokaktan hiç geçmedim, zaten geçmek de cesaret ister ya bizim buralarda ama orada öyle bişey yok. Rahatça gidip gece/gündüz gezebilirsiniz, kimse size sarkmaz, rahatsız etmez. Redlight’ın etrafı kilise dolu ama kimse kimseye karışmıyor. Kim nerde isterse orada takılıyor. Bildiğim kadarıyla, dünya üzerinde suç oranının en az olduğu şehir burası. Rahat rahat gezin. Bu arada, ben uçak biletimi Amsterdam varış, Paris dönüş olarak almıştım. İki şehir arasında, Brüksel ve Brugge’a da uğradım ve tüm bu ulaşımı Eurolines ile yaptım. Tren çok pahalı bi seçenek arkadaşlar, otobüsse inanılmaz hesaplı. 14-16euro arasında ücretler ödedim. Tren biletini çok önceden alsanız bile bu tutarın en az beş katını falan ödemeniz gerekiyor. Otobüsü tavsiye ederim. Fazla uzatmadan haydi gezmeye başlayalım.
Geziye Dam Meydan’ından başlamak iyi bir seçenek çünkü burası şehrin merkezi, etrafında bir dolu ziyaret edebileceğiniz yer de var.
1-DAM MEYDANI: Kocaman bir anıtın olduğu büyükçe bir meydan burası. Bu anıt, II. Dünya Savaşı’nda ölen insanların anısına dikilmiş. Meydanda ise bir çok etkinlik yapılabiliyor.
Dam meydanında gidebileceğiniz iki müze var, Madame Tussaud ve işkence müzesi. Girişleri 15-17euro arasındaydı. İşkence müzesini tavsiye etmem. Madame Tussaud’dan kısaca bahsetmek gerekirse, burası dünyaca ünlü bir balmumu müzesi. Birçok ünlünün de balmumundan yapılmış heykellerini burada görebilirsiniz, neredeyse gerçek gibiler.
Bunlar dışında Dam meydanında bulunan belli başlı önemli yapılar;
i-Amsterdam Kraliyet Sarayı: Aslında belediye binası olarak inşa edilmiş ancak kraliyet ailesi Nieuwe Kerk gibi burayı da sıkça kullanırmış, sanırım adını da bu sebeple “Kraliyet sarayı” olarak söylüyorlar. Halen çeşitli sanatsal aktiviteler yapılıyormuş burada.
ii-Nieuwe Kerk: Yeni kilise. Madame Tussauds’un tam karşısında kalan bu yer, ağırlıkla sergi açılışlarında kullanılıyor, açık olma zamanları da buna göre değişebiliyor. Yeni yapıldığı dönemlerde ise kraliyet ailesinin hizmetindeymiş. Taç giyme törenleri burada yapılırmış.
2- RIJKSMUSEUM: Hollanda ulusal müzesidir. Rembrandt gibi çok ünlü isme ait, ciddi bir resim koleksiyonu var. Hollanda’nın en büyük müzesi diyebilirim. Müzenin içinde çeşitli bölümler var Louvre gibi düşünebilirsiniz, dilediğiniz yerden başlarsınız artık ben karışmıyorum : )
Bir de şu meşhur “Amsterdam” yazılarından birini burada bulabilir, önünde böyle artisstikkk bi fotoğraf çektirebilirsiniz : ) Ben Şubat sonu gitmiştim ve dört mevsimi yaşadım, siz de dikkat ederseniz ilk Amsterdam fotoğrafında hava güzel, ikinci de ise karanlık ve dolu yağışlı : ) Çok çılgın bi havası var : )
3-VAN GOGH: Amsterdam’da olduğu gibi dünyanın da birçok yerindeki Van Gogh müzeleri çok değerli müzeler arasında. Birazcık erken giderseniz hem sıra ve kalabalık olmaz, hem de gününüz ölmez. Öncelikle, içeride fotoğraf çekmenize izin veriyorlar ama büyük çantaları girerken vestiyere bırakmanız gerekli, e haliyle de önünde biraz sıra oluyor. Burada Van Gogh’un yapmış olduğu yüzlerce çizim ve resimleri ve yazdığı mektupları bulabilirsiniz. Bina dört katlı ve eserler kronolojik sırayla sergileniyor. Ayrıca farklı ressamların da eserlerini bulabilirsiniz. Mutlaka gidin
4-OUDE KERK: Eski kilise. Amsterdam’daki en büyük kilise burası. Redlight hakkında etrafı kilise dolu demiştim ya, işte buranın arkası Redlight : ) Nisan ve Eylül ayları arasında ya da Christmas gibi özel günlerde açık olduğundan, ben gittiğimde kapalıydı içine giremedim ama size tavsiye ederim, dıştan bile çok güzel.
5-AMSTERDAM TREN İSTASYONU: Çok merkezi bir yerde olduğundan yürüyerek ulaşabilirsiniz. Binanın yapımı, Amsterdam’ın konumu itibariyle oldukça zor ve masraflı olmuş, ekstra adalar falan hazırlanmış, yapı buna uygun inşa edilmiş vs. Bu sebeple olsa gerek, bilet fiyatları acayip pahalı : )
6-ST. NİCOLAS KERK: 1800 lü yıllarda yapılmış, tren istasyonunun hemen yanında olan kocaman bir bazilika. Dışı zaten çok etkileyici, ben Roma tarzına benzettim. Bir de Amsterdam gibi kanal üstü bir yere böylesine güzel bir yapının inşa edilmesi beni ayrıca etkiledi. Vitraylar çok güzel, bir de org dinletisine denk gelseydim mest olacaktım. Neyse bi dahaki sefere : )
7-KANAL GEZİSİ: Amsterdam’a gittiğinizde, yazdığım yerlerin dışında görmek isteyip de gidemediğiniz yerler olabilir, çok dert etmeyin. Ama kanal gezisi yapmadan döndüyseniz, işte buna üzülebilirsiniz. Mutlaka yapın zaten birçok yerde kanal gezisi yaptıran motorlardan var, birine atlayıverin. Fiyatı 14-16euro arasında değişiyor. Ortalama 1 saat sürdü benim bindiğim, diğer turlarda ortalama bu kadardır bence. Ayrıca Amsterdam’ı bu gezi sırasında İngilizce olarak onlardan da dinlemelisiniz.
8-MARIHUANA MÜZESİ: Adından da anladığınız gibi Marihuana ve haşhaşların sergilendiği müze işte bu müze : ) Ben içine girmedim size de tavsiye etmiyorum, ne yapacaksınız gireceksiniz de, gidin gezin tozun : ) yine de “tutma bizi gidelim” diyenleriniz için, burası Redlight’ın sonunda kalıyor : )
9-ONS’ LIEVE HEER OP SOLDER: Bu ne kadar uzun isim böyle dediyseniz haklısınız adı çok uzun : ) Bu uzun adın anlamı, “Çatı katındaki efendimiz” demekmiş. Bu adı almasının sebebi ise şu, Amsterdam resmi din olarak Protestanlığı kabul ettiği dönemlerde Katolikler, çatı katlarında bunun gibi birçok Katolik kiliseyi gizlice kurmuşlar. Ben herkesin inancını da, inançsızlığını da, özgürce ve karşısındakine saygı duyarak yaşamasından yanayım. Tabi asla gerçek olamayacak bişey olduğunun da farkındayım.
Böyle tatlı, böyle ponçik bişey buldum mu mıncıklamadan bırakmam : ) Sahipleri çok tatlıydı Allahtan, beni de hemen benimsediler yoksa sonum mapus damları olabilirdi : )
Bu arada Anne Frank’ın evine ve Rembrandt’a gidemedim tavsiye ederim, siz mutlaka gidin olur mu?
Gelelim nereler yiyebileceğinize; öncelikle balık ve et çeşidi çok. Eğer seviyorsanız sabah akşam yersiniz taze ve lezzetliymiş. Ayrıca peynirde meşhur, ben buradan sonra iki ülke, üç şehir gezeceğim için peynir ve süt ürünü hiç alamadım ama lezzetli görünüyorlardı. Eğer benim gibi balık ve et hiç sevmiyorsanız o zaman salata ve makarna yiyebilirsiniz çok güzel yapıyorlar. Atıştırmalık olarak da külahta patates kızartması yiyebilirsiniz, Brüksel’de olduğu gibi burada da meşhur ama tavsiye etmiyorum, onun yerine çikolata yemenizi tavsiye ediyorum : ) gidin çikolata yiyin, o kaloriyi çikolatadan alın : )
azıcık da fotoğraf koyalım : )


































