BELÇİKA’NIN EN TATLISI, BRUGGE
Öncelikle şunu söylemeliyim ki, ben gittiğim bir yere sadece bir kez gidiyorum, ikincisi olmuyor. Şimdiye kadar 20 den fazla ülke, 40 civarı şehir gezdim ve daha gezmem gereken yüzlercesi var, aynı yere iki kez gitmek benim için zaman ve para kaybıyken Brugge beni ayağına defalarca kez getirebilir. Dar Arnavut kaldırımlı temiz sokakları, bir boydaki kırmızı tuğlalı şirin evleri, tarih ve çikolata kokulu, aşk kokulu, minik bir şehir burası. Yeterince açıklayıcı oldu mu? : ) Aşık olarak oraya gitmeniz gerekmez, orada aşık olacak bişeyler bulursunuz. Brugge’da kendimi Hansel ve Gretel masalındaymışım gibi hissettim, bir cadı eksikti gerçi bir cadı beni görse şapkasını bana verir : ) Siz gülmeyin : )
Bu şehir, kaçıncı yüzyılda kurulduysa, bugüne kadar hiç bozulmadan aynı şekilde gelmiş bir şehir. Yaz sezonunda aşırı kalabalık oluyormuş o sebeple çok da yaza kalmadan giderseniz hem daha ucuz olur, hem de kalabalık olmaz. Para birimleri Euro. Felemenkçe, Fransızca, Almanca kullanılıyor ama İngilizce çok yaygın. Bu şehirde sevmediğim tek şey, hayatı çok erken bitiriyor olmaları. Saat 17:00 de dükkanlar kapanıyor. Turist olarak gittiğiniz bir yerde dükkanların bu kadar erken kapanması da sizi haliyle daha hızlı hareket etmeye zorluyor. Sabah açılış saatleri ise 10:00. Tüm şehri yürüyerek gezebilirsiniz. Gitmeden önce size “In Bruges” filmini izlemenizi öneririm. Buraya BAYILACAKSINIZ. Bana güvenin : ) Aaa bi de unutmadan şunu söyleyeyim, çikolataları bir harika, deli gibi çikolata yiyin. Hangi dükkana girerseniz tadın, hepsini silin süpürün : )
Hadi başlayalım.
1-THE MARKT: Belfry, Salvador Dali müzesi, Provinciaal Hof, Historium, çikolatacılar gibi gezebileceğiniz yerlerin bolca olduğu, dinlenebileceğiniz restoran ve cafelerle dolu kocaman bir meydan. Gezmeye bu meydandan başlayın derim. Ayrıca faytonla da gezilebiliyor ki bence hiç gerek yok, zaten küçük bir yer, hayvancıkları yormayın yürüyün.
Markt’ta gideceğiniz yerler şu şekilde;
i-Belfry: Belfort da deniyor. “In Bruges” filminde sıkça kullanılmış olan bu kule, beni filmi izlerken de, karşımda gördüğümde de çok etkilemişti. Brugge’un simgesi olan bu kule, 83 metre yüksekliğinde, zirveye kadar 350 den fazla basamak çıkmanız gerekiyor ve ben çıktım : ) 1200’lü yıllarda yapılmış bu kulede doğal olarak bir asansör yok. Kuleye çıkmasaydım, avlusunda gezmeseydim çok üzülürdüm. Zirvede devasa bir çan ve güzel bir manzara var. Giriş ücretli. Şiddetle tavsiye ederim.
ii-Salvador Dali: Belfry’nin hemen yanında bulunan sabit sergidir. Salvador Dali’nin gerçek heykel ve resimleri sürekli olarak sergileniyormuş. Açılış saatine denk gelemediğim ve Brugge’da hayat çok erken bittiği için içine giremedim. Giriş ücretli, tavsiye ederim.
iii-Provinciaal Hof: Mahkeme binasıdır. İlk inşa edildiği sırada neoklasik bir yapı iken geçirdiği yangından sonra farklı bir tarzda yeniden inşa edilmiş. Aslında mahkeme binası diye tanımladım ancak şimdilerde sergiler için kullanılıyormuş.
iiii-Historium Brugge: Burada, Brugge halkının gelişim süreci anlatılmaktaymış. İlginizi çekebilir diye düşündüğümden buraya yazdım. Brugge halkının tarihiyle ilgilenirseniz girmenizi öneririm. Giriş ücretli
Markt’ı gezip bitirdikten sonra, Çan kulesinin altındaki hediyelikçileri ve çikolata dükkanlarını mutlaka gezin, ikram da ediyorlar, hepsini tadın.
2-THE CHURCH OF OUR LADY: Şehrin en uzun kilisesiymiş. Kulesi gerçekten de acayip uzun, kadraja sığdıramadım : ) 13.yüzyülda yapılmış, içinde tadilat vardı beni içeri almadılar : ) yoksa size daha fazla şey anlatırdım, tam da çenem açılmıştı : )
3-ST. SALVATOR CATHEDRAL: Burası şehirdeki en çok kullanılan, en temel kiliseymiş. Bu zamana gelene kadar da bir çok restorasyon geçirmiş ama hala taş gibi ayakta. Şiddetle tavsiye ederim.
4-BURG: Burası bence şehrin ikinci meydanı. Belfy’nin yanındaki pasajlardan buraya bağlanabilirsiniz.
Ben Markt’ı ve saat kulesini çok sevdiğim için Burg bana göre ikinci meydan oldu : ) Tabi ki çok güzel, tabi ki siz de çok seveceksiniz.
Bu meydanda gezebileceğiniz yerler ise şu şekilde;
i-Belediye Binası (Town Hall): Şehrin en yaşlı binası burasıymış. İçeri turist almıyorlardı, fikirlerini değiştirmiş olabilirler, siz gittiğinizde bi zorlayın : )
ii-Nüfus müdürlüğü: sanırım yapım yılı 15. yüzyıla aitti. Yaldızın bol miktarda kullanıldığı çok şirin bir yapı. Burg meydanında vardığınızda zaten fark edeceksiniz.
iii-Basilica of the Holy Blood: Burg meydanında bulacağınız bu şirin bazilika, 12 yüzyılda Roma tarzında inşa edilmiş. Birazcık kenarda köşede kaldığından gözünüzden kaçmasın, içeri de girin mutlaka.
6-TORTURE MUSEUM: Arkadaşlar burası işkence müzesi ve artık biliyorsunuz ki ben bu tür yerleri hiç tavsiye etmiyorum ancak tarafsız olarak baktığımda, Türklere hala “barbar” diyen Avrupa’nın, ortaçağda geliştirdiği işkence şekilleri, bu iş üzerinde epeyce kafa yorduklarının bir kanıtı. Avrupa’nın birçok yerinde bu türlü müzelerden bolca var. Karar sizin, gidin ya da gitmeyin demiyorum. Bana göre korkunç bir müzeydi ancak buraya abartı bir fotoğraf koymuyorum.
7-BEGUINAGE (BEGIJHNHOF): Kadınlara ait bir yer : ) Öncelikle kadın keşişleri yıllarca ağırlamış, sonrasında ise savaş ve diğer sebeplerle kocalarından ayrılmış kadıncıkları bağrına basmış çok güzel bir yer. Brugge’da dantel işlemelerinden yapılmış eşyalardan bolca görürsünüz, bu danteller, vaktinde Beguinage’ye sığınmış kadınlar tarafından yapılmış, zaman içinde devam etmiş ve Brugge’un hediyelikleri arasında yerini almış. Mutlaka gezin huzur dolu bir yer.
8-MINNIEWATER (AŞK GÖLÜ): Yemyeşil bir park sizi çok şirin bir köprü ile karşılıyor ve karşılaştığınız manzara oldukça huzur verici. Benim en sevdiğim yerlerden biri o sebeple ısrarcı bi şekilde mutlaka gidin diyorum : )
9- HALK PAZARI: Burg çıkışında kalan bu sabit pazarda ağırlıkta deniz ürünleri satılıyormuş ancak meyve sebze de bulabilirmişsiniz. Pazarları bile hoşuma gitti o sebeple yazdım buraya da gidin : )
10-TREN İSTASYONU: Brugge’un azıcık dışında kalıyor, benim kaldığım otel de istasyonun hemen üst kısmındaydı, yürüyerek rahatça Brugge’a girersiniz çok yakın. Trenle Brugge’a gelmek isteyenlerin gözleri korkmasın.
Gelelim çikolata dükkanlarına, sizler gitmeden önce elbette internetten bakacaksınız ve bi dolu dükkan ismi göreceksiniz, bense size dükkan ismi vermeyeceğim, benim tavsiyem şu, çan kulesinin dibindeki çikolatacılardan başlayıp gezmeniz ve fiyatlara bakmanız çünkü bazı dükkanlarda bazen kampanya oluyor ve ciddi avantajlı alabiliyorsunuz. Bazı dükkanlarsa cidden pahalı. Meşhur yemekleri var mı diye sorarsanız, ben sürekli çikolata yedim size de tavsiye ederim : ) Bunun dışında deniz ürünleri, çirkin deniz böcükleri falan çok var bunlardan yiyebilirsiniz, çok taze olduklarını duydum, benim denizden çıkan hiç bişeyle pek işim olmuyo : )
Brugge sokaklarından da bazı kareler paylaşmak istiyorum, inşallah bir kez de kar zamanında gidebilirim, bunu çok istiyorum gerçekten, karlı Brugge’u da sizlerle paylaşmaktan çok keyif alacağım. Gidecek olanlara şimdiden iyi eğlenceler.



































